Sayfalar

6 Ara 2013

Dubai International Film Festival


Dubai International Film Festivali bugün başlıyor.  Dubai, herkesin bildiği bir Şehir. Dubai'yi duyduğunuzda aklımıza ilk gelen şey tabii ki İş.  Bildiklerimizin yanı sıra Dubai Expo 2020 Kültür ve yaratıcılık için pota olarak Ortadoğu'nun eski rolüne yeni bir soluk getirecek gibi gözüküyor. Dubai Ortadoğu'nun en çok ilerleyen şehir
lerinden biri - Yoksa öyle değil mi?
Bu soruyu sormama sebep olan konu ise Dubai Film festival kapılarını açarken ironi bir şekilde bugün NYTimes'daki okuduğum bir haber.
Geçenlerde, 5 adam terlik fırlatma ve dövüş sanatı hakkında çektikleri  komik Video'yu twitter'da paylaştıktıkları için tutuklandılar.  Bu adamlardan biri de Amerikalı.
Gerçekten suçları ne ?  Terlik fırlatma videosu için oldukça ağır  bir bedel değil mi?
5 Adam Ulusal güvenliği  tehlikeye atma sebebiyle 8 aydır  hapishanede tutuklu. 8 aydır süren  Arap Emirliklerin adalet sistemi  Shezanne Cassim'in ailesini sabrını tüketmiş olsa gerek. 8 ay boyunca sessiz kalan aile  yardım için bu haberi kamuyla paylaştı.


Gerçekten bu komik video nasıl suç olabilir diye ufak bir araştırma yaptım. Sonuç: Dünyayı gezen  2 adamın kendi çektikleri video ile farklı dövüş sanatlarını deneyimleyen bir TV  dizinin takliti :)


Konun başına dönersek, Birleşik Arap Emirlikleri bu hafta bir film festivaline ev sahipliği yapıyor. Sanıyorum bu şekilde  ''Orta doğu daha kültürlü ve sanat dostu'' olarak kendisini lanse etmeyi umuyor.  Ancak bir şeyi bilmeleri gerekir ki, kesinlikle video hazırlayan insanları tutuklamak sanata duyulan saygının bir göstergesi değildir.
Terliklerle kavga edildiğini gösteren komik bir video nasıl bir güvenlik tehlikesi yaratır merak ediyorum doğrusu..

Filiz Kavak

21 Eki 2013

Daha sağlıklı bir yaşam için çabalarken, bizi çevreleyen tehlikelerden ne kadar haberdarız? Tükettiğimiz gıdaların, kullandığımız deterjanların, giydiğimiz giysilerin, yepyeni mobilyalarımızın içinde hangi kimyasallar var? Peki, bunlara karşılık kullanabileceğimiz alternatiflerimiz nedir?

Pratik Ev Permakültürü (PEP) kursunda tüketici olarak daha bilinçli seçimler yapmanızı sağlayacak tüm bilgileri bir araya toparlayarak ve bundan böyle yaptığınız alışverişlerde, paranızın karşılığında evinize aslında ne götürüyor olduğunuzun bilincinde olacaksınız. 

Unutmayın, her birimizin tüketici olarak bir ürünün raflarda kalıp kalmaması konusunda oy hakkı var! Neye oy verdiğimizi bildiğimiz sürece güç bizdedir ve eğer biz istersek tüm o raflar kaçınılmaz olarak sağlıklı alternatiflerle dolar.

Tüm bu soruların cevaplarını 02-03- Kasım tarihleri arasında  Senem Tüfekcioğlu ile Pratik Ev Permakültürü (PEP) Kursu ile bulabilirsiniz.
Senem Tüfekcioğlu kimdir?
İ.Ü. Orman Fakültesi’nden Peyzaj Mimarı olarak mezun oluyor ama sektörün gidişatı içine sinmediğinden bir türlü mesleğini yapamıyor. Henüz küçücükken köy çocuklarıyla birlikte kestane, böğürtlen, kuzukulağı topladığı günleri hatırlayıp hayıflanırken, birdenbire şansı dönüyor ve permakültürle tanışıyor. Bill Mollison ve Geoff Lawton’dan aldığı PDC kursundan sonra Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü’yle birlikte çalışmaya başlıyor. 2011 yılında Ürdün’de gerçekleşen Uluslararası Permakültür Konferansı’na (IPC Jordan 2011) katılarak farklı coğrafyalarda çalışan permakültür tasarımcılarıyla deneyim paylaşımında bulunuyor. Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi ile birlikte; 2011 ve 2012 yıllarında “Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali” organizasyon komitesinde görev alıyor. 2013 Mayıs ayında “Permakültürle Yaz Bostanı: Mandala Bahçesi” isimli uygulamalı bir kurs veriyor.

İstanbul’da oturuyor, kendi küçük balkon bahçesini oluşturmaya çalışıyor. Yaşamlarımızı sürdürülebilir hale getirmek için şehirden kaçmaya gerek olmadığını düşünüyor ve kendilerine seçim şansı verilse şehir insanlarının da kollarını sıvamaktan çekinmeyeceğine inanıyor.


Meraklılara Kurs hakkında detaylı bilgi vermek gerekirse ;

 Pratik Ev Permakültürü (PEP) kursunda, Permakültür Etikleri, Tasarım İlkeleri ve bunların bir şehir ortamında ne şekilde kullanılabileceğini öğrenecksiniz. İki gün süren kurs sırasında, şehir hayatımızda iç içe olduğumuz tüketim maddelerini yakından tanıyacağız ve alternatif çözümlerden bahsedilecek. Permakültür yaklaşımının şehir hayatındaki pratik uygulamalarına örnekler görecek ve edinilen bu yeni bilgiler ışığında kendi evimizde nasıl bir değişim yaratabileceğinizi farkına varacaksınız.

Atölye çalışmasının içeriğinden bazı konular:
-          Permakültür Etikleri ve Tasarım İlkeleri
-          Doğal mı Organik mi?
-          Toprak ve önemi
-          Sağlıklı gıda için sağlıklı tohumlar
-          Tükettiklerimizin içinde neler var?
-          Bilinçli tüketim için bilinçli seçimler yapmak
-          Kimyasal kirleticiler
-          Pratik ve Alternatif Tarifler
-          Ev tipi pratik permakültür uygulamaları
-          Teras, Balkon, Pencere Önü Bahçeleri
-          Permakültür ile topluluk oluşturma; Mahalle Bahçeleri

Program:
10:00-11:30 (Ders)
11:30-12:00 (Çay/Kahve İkramı)
12:00-13:30 (Ders)
13:30-14:30 (Öğle arası)
14:30-16:00 (Ders)
16:00-16:30 (Çay/Kahve İkramı)
16:30-18:00 (Ders)

  • Atölye çalışması, Cumartesi ve Pazar günleri sabah 10:00′dan akşam 18:00′e kadar sürecektir.
  • Zaman konusunda sıkıntı yaşayan katılımcılara kolaylık olması açısından kursa tek günlük katılım seçeneği de sunuyoruz. Detayları aşağıdaki “Sertifika” başlığından okuyabilirsiniz.
  • Atölye çalışmasına katılmak için daha önce herhangi bir permakültür deneyimi şartı aranmamaktadır.
  • Kurs sırasında katılımcıların konuya daha fazla odaklanmalarını sağlamak ve araştırmaya teşvik etmek amacıyla ders notu verilmeyecektir. Yanınızda not defteri, kalem götürmeyi unutmayınız.


Ücret: İki gün için toplam 240 TL (KDV dahil)dir.

Sertifika
Pratik Ev Permakültürü (PEP) kursu Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü (TPAE) onaylı, 4 modülden oluşan toplam 2 günlük bir kurstur. Kursun bitiminde 4 modüle de devam eden katılımcılara sertifika verilecektir.

Ayrıca, katılımcılar arasından daha önce Permakültür Tasarım Kursuna (PDC) katılmış olan permakültür tasarımcıları, bu sertifika ile kendileri de PEP kursu vermeye hak kazanacaktır. (Bu konuyla ilgili detaylar için kurs sırasında Senem Tüfekcioğlu’ndan bilgi alabilirsiniz.)

Zaman konusunda sıkıntı yaşayan katılımcılara kolaylık olması açısından kursa tek günlük katılım seçeneği de sunulmaktadır. 2-3 Kasım tarihlerindeki kurs için tek günlük katılım seçeneğinden yararlanmak isteyenler, tek gün karşılığı kurs ücreti olarak 120 TL (KDV dahil) ödeyeceklerdir. (Permakültür ile yeni tanışan katılımcıların müfredatta sıkıntı çekmemeleri için öncelikle ilk iki modulü almaları gerekmektedir.)

Farklı tarihlerde yapılacak PEP kurslarına katılarak tüm modülleri tamamlayanlar da sertifika almaya hak kazanacaktır.

Kayıt ve rezervasyon:
PEP, İstanbul Permakültür Kolektifi tarafından düzenlenmektedir.

  • Kurs en az 6, en fazla 20 kişinin katılımıyla gerçekleşecektir.
  • Son kayıt tarihi 1 Kasım’dır. Rezervasyonların kesinleşmesi için bu tarihe kadar ön ödemenin yapılmış olması gerekmektedir. Ön ödeme olarak 100 TL alınacaktır. Geri kalanı etkinlik sırasında nakit veya havale yoluyla ödenecektir.
Kayıt için ipermakulturkolektifi@gmail.com


23 Ağu 2013

ROBINSON CRUSOE 389

Robinson Cruose 389 kapanma eşiğinde!
Kitap kurtlarının İstiklal caddesi’ndeki uğrak noktalarından Robinson Crusoe 389 kapanmanın eşiğinde. Beyoğlu’nda acımasızca sürdürülen inşaat ortamının olumsuzluklarına karşın kiralar ve diğer giderlerin artmaya devam etmesi, kitapevini nakit sıkıntısına sıktu. Robinson Crusoe 389, bu krizi atlatabilmek için ‘’önce öde sonra al’’ adıyla bir kitap kampanyası başlattıç bununiçin 500 ve 1000 liralık ya da bunların dışında, tutarlarını -50 liradan az olmamak koşuluyla kartsahibinin belirleyebileceği RobKart’lar hazırlandı. Bu kültür varlığının geleceğini koruma altına almak isteyenler, internet üzerinden ya da kitapevinden bu kartlardan edinebilir. www.rob389.com

16 May 2013

DNA


DNA çağında, şirketler müşterilerinin genomlarını hastalık bağlantılı DNA varyantları için tararken ve bedeli 1000 dolarken ailelerin tıbbi geçmişleriyle uğraşmak eski moda duruyor. Amcanız'la paylaştığınız ya da paylaşmadığınız DNA'nızın hangi hastalıkları barındırdığını öğrenmek için yanağınızdan aldığınız hücreleri gen şirketine gönderecekken, Amacınızın neden öldüğünü akrabalarınıza niçin sorarsınız ki? 

İki nedenden. İlki bu çalışmaların en kötü ihtimalle yanlış olması, en iyi ihtimalle işe yaramaması. Üstelik genler bir vakumda olduğu gibi hareket etmiyor. Bunu fark eden ABD İnsan Genetiği Topluluğu (ASHG), risk taşıdığınız hastalıkları belirlemede ailenizin tıbbi geçmişinin "altın standart" olduğunu ilan etti. Kaynak bakımından şaşırtıcı. Adeta Exxon'un güneş enerjisiyle çalışan otomobillerin benzin yakıtlı araçlara oranla daha iyi olduğunu beyan etmesi gibi.
Anormal bir gen formunu bir hastalıkla bağlantılar eski çalışmaların tahminen üçte ikisi hatalı. Çöken son teori ise KIF6 adlı gen varyantıyla ilgili. 57 bin kişiyi kapsayan araştırmada, önceden iddia edildiği üzere genetik durumun, koroner atardamar hastalığını öngörmek için hiçbir veri sağlanmadığı ortaya çıktı(gen testi yaklaşık 100 dolardan satılıyordu). ‘’Bu araştırma tabuta çakılan son çivi’’ diyor Stanford Tıp Fakültesi’nden Tom Quertermous.
Daha da ilginci, yeni keşiflere göre bir gen varyasyonu bazı hastalıklara yakalanma riskinizi arttırıyor, ancak genetik durumunuzu bilmek tıbbi açıdan geleceğinizi daha kesin biçimde tahmin etmenize yardımcı olmuyor. Kısaca doğru ve faydasızlar. Bu yılki bir araştırmada, Alzheimer ile ilişkilendirilmiş dört gen varyansonu incelendi. Bunları yaş ve cinsiyet gibi geleneksel risk faktörlerine eklemek, öngörünün başarısını yükseltmedi. 2009 tarihli bir araştırmada dokuz numaralı kromozomun genetik bir varyasyonuyla kalp ve damar hastalığı riskinin yükselmesi arasında bağlantı kuruluyor. Bilim insanları, genetik durumu da (yüksek tansiyon, sigara kullanımı, yüksek kolesterol ve genç yaşta kalp krizi vakalarının olduğu aile tarihinin bulunduğu) geleneksel risk faktörlerine ekledi. Ancak kimin kalp hastalığına yakalanacağını söyleyen kristal küre, yalnızca geleneksel faktörlerle yapılan tahminlere oranla daha kesin sonuç vermedi. 2008’de 19 bin kişiyi kapsayan bir araştırmadaysa, tip 2 diyabet riskini yükselten 16 geni incelemenin bu hastalığa yakalanacak kişileri öngörürken aile geçmişi, yüksek vücut kitle endeksi, sigara alışkanlığını sorgulamaktan daha iyi olup olmadığı araştırıldı. Daha iyiydi. Genetikçilerin kullandığı metod bin de bir oranla daha iyi(0.74’e oranla 0.75) sonuç verdi.

Kimse DNA’yı yok sayalım demiyor Cleveland Kliniğinden Charis Eng’in de işaret ettiği gibi soru şu: Genleri- kişisel genom taramalarının yaptığı gibi- doğrudan, bir vakum içinde mi okumalı yoksa aile hastalık tarihinin sağladığı bağlamda mı incelemek daha doğru. Çünkü bir gen varyantının bir hastalığa sebep olup olmaması, diğer 24bin civarı genimizle birlikte genetik geçmişe bağlı. Ne de olsa akrabalarınızla yalnızca hastalıklı genleri değil, sıradan genleri de paylaşıyorsunuz. Bunlar, hastalıkla bağlantılı genlerin etkisini azaltıyor mu yoksa arttırıyor mu, bilinmiyor. Ancak ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi’nden Muin Khoury’e göre, bu etki akrabaların tıbbi geçmişinde görülüyor. ‘’Genetik geçmiş artı hastalık bağlantılı genlerin bu hastalığa yol açıp açmadıklarını görebiliyoruz.’’ 
Eng, ASHG’nin bu ay araştırmada, ticari DNA testlerinin belirlediği kanser riskiyle ailelerin tıbbı geçmişleri arasında ciddi bir uyuşmazlık olduğunu tespit etti. Örneğin, ailelerin hastalık tarihçelerine bakılınca, doğru bir biçimde sekiz kadının yüksek meme kanseri riski taşıdığı belirlendi. Ancak ticari bir genetik test uygulayan bu sekiz kişiden yalnızca birine doğru teşhis konmuştu. Şirketlerin çoğu, meme kanseriyle bağlantılı BRCA geninin yalnızca bir varyantı için tarama yapıyor ve böylece diğer mutasyonları ıskalayarak kadınların boş yere kendilerini güvende hissetmelerine neden oluyor. Eng, ‘’Kanser riskini tahmin etmede ailenin geçirdiği hastalıkların tarihçesine bakmak kişisel genom taramasına oranla daha başarılı’’ diyor.

Bu, ailenin tıbbi geçmiş bilgilerinin hastalık tahminlerini mükemmel kılacağı anlamına gelmiyor. Yani bir akrabanız kanserden veya kalp krizinden öldüyse, siz de bu şekilde öleceksiniz demek değil: Hastalıkların çoğunda kuvvetli çevresel faktörler de rol oynuyor ve dedenizin geçirdiği kanser, sizinle paylaşmadığı çevresel faktörleri yansıtıyor olabilir. Ancak genetik deneyler daha iyi hale gelene dek, ailenizin geçirdiği hastalıkların tarihini bir araya getirip kaydetmenize izin veren internet araçlarını kullanmak, sağlığınızın geleceği hakkında kişisel bir DNA taraması yapmaktan daha kesin sonuç verecektir. Yeni yıla gerçekleştireceğiniz proje bu olsun.

Filiz KAVAK
18.11.2010