Okul arkasaşlarının yol arkadaşlığına dönüştürdüğü hikayenin oyuncuları Ayşe Nur ve Destina... 30 'lu yaşlarında kendileri, sadece kendileri için bir şeyler yapma isteği ile hayallerine tutunarak yola çıkmışlar... Alaçatı'da bir dönüm bahçe içindeki bağ evinde eski eşyalara hayat verdikleri ve ahşap boyama yaptıkları bir atölye kurmuşlar. Bahçesinde ise kümesten yumurtalar, ağaçarından toplayıp kırdıkları zeytinler, güneşte kıvamlanmış mevye reçelleri ile kahvaltı veriyorlar. 'Ev yapımı lezzetlerin yanı sırabir de konaklamanız olsa' diyen misafirlerinin isteği ile yollarına sabırla devam etmiş ve Alaçat Kırevi'ne varmışlar. Yani yeni dostlarıyla buluşmaya... Yani her şeyin ev yapımı olduğu lezzetli yemeklere...
9 Nis 2010
6 Nis 2010
Una Giornata Paticolare(Özel Bir Gün)

Özel Bir Gün, (Una Giornata Particolare) yönetmenliğini Ettore Scola' nın yaptığı 1977 tarihli bir İtalya filmidir. Başrolde Sophia Loren ve Marcello Mastroianni 'nin yer aldığı film, Hitler'in Roma'da Mussolini' yi ziyerete geldiği gün herkesin aksine kutlamalara gitmeyip evde kalan bir ev kadını ile komşusu arasında geçenleri anlatmaktadır.
Film İkinci Dünya Savaşı sırasında faşist yönetimda ki İtalya’da geçen bir radyo programcısının hikayesini anlatıyor. Sırf eşcinsel oldugu gerekçesiyle işten atılan Mastrioanni’ nin canlandırdıgı karakter, o tarihlerde medyanın ne derece iktidar yanlısı tutumlarla hareket edebildigini gösteriyor. Birçok ailenin bir arada yaşadıgı bir sitede geçen film, herkesin bir resmi törene katıldıgı ve kimselerin ortada görünmedigi bir günü anlatıyor. Filmin en önemli özelliklerin biri olan bir baskı rejimini anlatmasına ragmen hiçbir savaş aygıtının gösterilmemesi ve aralarında bir cinsellik olmadan iki karşı ne kadar yakınlaşabileceginin anlatılması.
Ödüller:
Film En İyi Yabancı Dilde Film Altın Küre Ödülünü kazandı.
En İyi Yabancı Film ve En İyi Erkek Oyuncu (Marcello Mastroianni) dalında Oscar'a aday oldu.
İtalya'da En iyi aktris, En iyi müzik ve En iyi senaryo olmak üzere üç dalda birden Nastro d'Argento ödülünü kazandı.
Yine İtalya'da En iyi aktrist ve En iyi yönetmen dalında David di Donatello ödülünü aldı.
Fransa'da En iyi yabancı film dalında César Ödülü' nü kazandı.
4 Nis 2010
'Dr.Don Kaos'

DR. Parnasus, uzun zamandır vizyonda karşınıza çıkan en tuhaf film. Hem olumlu, hem de olumsuz anlamda. Terr Gilliam'ın şapkasından çıkardığı(şimdilik) son filmi izlemek, ara vermeksizin bir lunaparktaki aletlerin hepsine birden sırayla binip, üzerine bir de aynı turu tekrarlamaya benziyor. Eğlence, baş dönmesi ve geçici mide rahatsızlığı. Binbir şahane 'numara'yıbarındırmakla birlikte, içine girmesi zor bir film.
Dr. Parnassus'un (Chirtopher Plummer) çeşitli derleri var. Yüzyıllar önce Bay Nick'le (Tom Waits), yaygınadıyla Şeytan'la bir anlaşma yaparak ölümsüzlüğü elde etmiş biri olarak, sonsuzluk mahkumiyetinden artık pek haz etmiyor. Yeniyetme kızı Valentina (Lily Cole), sokakta bulup bizzat yetiştirdiği bir delikanlı (Andrew Garfield) ve bir cüceyle (Verne Troyer) birlikte sahne aldığı 'gezici kabare'nin işleriyse kesat. Halbuki bulunmaz bir gösteri sunmaktalar.
Bir aynanın içinden geçen müşteri, Dr.Parnassus sayesinde, kendi hayal dünyasında gezinme fırsatı buluyor. Bilinçli halde rüya görür gibi.
Hayal dünyası sahneleri, Gillam'ın '68 kuşağı damarının en çok ortaya çıktığı bölümler.
Buradaki estetik anlayış, hippi kuşağının 'sanrı gördüren' uyuşturucuların kafasına yakıştırdığı görsel sanat tarzıyla yakın bir ahbaplık içinde. Filmdeki bilgisayar marifeti görüntülerin dokusu da, günümüzden çok yakın geçmişi hatırlatıyor. Dr. Parnassus'un geçmişi akla getiren kederli tarafıysa, çekimler bitmeden hayatını kaybeden Heath Ledger'ın varlığı. Ledger, Doktor ve ekibiyle tesadüfen kesişip onlara katılan ve Valentina'nın gönlünü çalan üçkağıtçı Tony rolünde. Gilliam senaryoda değişiklere giderek, onun rolünü üç ayrı aktöre, Jude Law, Johnny Depp ve Colin Farrell'a tamamlatmış. (Nasılsa hayal alemi...)
Ledger'in kaybedilmesi, Kaptan Kaos' lakaplı Gilliam'ın başına gelen ilk prodüksiyon felaketi değil. Avrupa'da her daim daha rahat eden, Hollywood'da yeteneği teslim edilmekle birlikte yapımcıların gözünde hiçbir zaman 'güvenli seçenek' olmayan Gilliam, 2000'ler boyunca en çok Don Kişot uyarlamasını bir türlü tamamlayamayışıyla konuşuldu. Yıllarca Don Kişot'u oynayacak mükemmek oyuncuyu aramış, nihayet Jean Rochefort'da karar kılmıştı. Ki gerçekten de kusursuz bir seçimdi. Rochefort rahatsızlığı yüzünden filmi yarıda bırakmak zorunda kalınca, Don Kişot'un nasıl da çekilemediği, Lost in La Mancha isimli harika bir belgesele dönüştü. Gilliam şimdilerde, filmi tamamlamak gibi yeni bir çılgınlığın peşinde.
Rochefort'un yerine Robert Duvall'ın oynaması, en önemli rollerden birindeki Johnny Depp'in ise projeden çekilmesi , ihtimal dahilinde. Don Kişot'un şimdilik yarım kalmış olmasının en acıklı tarafı, Hollywood dışında da Hollywood koşullarında film çekilebileceğini kanıtlamak isteyen Gilliam'ın, Avrupa'da 30 milyon dolar civarında bir bütçeyi toparlamayı becermiş olması.Haliyle Don Kişot'un başarısı, Gilliam'ın sisteme karşı en büyük zaferi olacaktı. Gerçi 70 yaşında hala teslim olmamış olması da, başlı başına zafer. Dr. Parnassus'da da açıkça göreceğiniz üzere, Gilliam hala 'olmayacak işler'in peşinde zevkle koşturuyor.
Ortaya bazen Brazil, 12 Maymun ya da Vegas'ta korku ve Nefret gibi kusursuz filmler, bazen de Dr. Parnassus gibi kaos örnekleri çıkarıyor. Kesin olan bir şey varsa, o da Kaptan Kaos'un filmlerini takip etmekle Dr. Parnassus'un gösterilerine kombine bilet almak arasında pek bir fark olmadığı.
Dr. Parnassus'un (Chirtopher Plummer) çeşitli derleri var. Yüzyıllar önce Bay Nick'le (Tom Waits), yaygınadıyla Şeytan'la bir anlaşma yaparak ölümsüzlüğü elde etmiş biri olarak, sonsuzluk mahkumiyetinden artık pek haz etmiyor. Yeniyetme kızı Valentina (Lily Cole), sokakta bulup bizzat yetiştirdiği bir delikanlı (Andrew Garfield) ve bir cüceyle (Verne Troyer) birlikte sahne aldığı 'gezici kabare'nin işleriyse kesat. Halbuki bulunmaz bir gösteri sunmaktalar.
Bir aynanın içinden geçen müşteri, Dr.Parnassus sayesinde, kendi hayal dünyasında gezinme fırsatı buluyor. Bilinçli halde rüya görür gibi.
Hayal dünyası sahneleri, Gillam'ın '68 kuşağı damarının en çok ortaya çıktığı bölümler.
Buradaki estetik anlayış, hippi kuşağının 'sanrı gördüren' uyuşturucuların kafasına yakıştırdığı görsel sanat tarzıyla yakın bir ahbaplık içinde. Filmdeki bilgisayar marifeti görüntülerin dokusu da, günümüzden çok yakın geçmişi hatırlatıyor. Dr. Parnassus'un geçmişi akla getiren kederli tarafıysa, çekimler bitmeden hayatını kaybeden Heath Ledger'ın varlığı. Ledger, Doktor ve ekibiyle tesadüfen kesişip onlara katılan ve Valentina'nın gönlünü çalan üçkağıtçı Tony rolünde. Gilliam senaryoda değişiklere giderek, onun rolünü üç ayrı aktöre, Jude Law, Johnny Depp ve Colin Farrell'a tamamlatmış. (Nasılsa hayal alemi...)
Ledger'in kaybedilmesi, Kaptan Kaos' lakaplı Gilliam'ın başına gelen ilk prodüksiyon felaketi değil. Avrupa'da her daim daha rahat eden, Hollywood'da yeteneği teslim edilmekle birlikte yapımcıların gözünde hiçbir zaman 'güvenli seçenek' olmayan Gilliam, 2000'ler boyunca en çok Don Kişot uyarlamasını bir türlü tamamlayamayışıyla konuşuldu. Yıllarca Don Kişot'u oynayacak mükemmek oyuncuyu aramış, nihayet Jean Rochefort'da karar kılmıştı. Ki gerçekten de kusursuz bir seçimdi. Rochefort rahatsızlığı yüzünden filmi yarıda bırakmak zorunda kalınca, Don Kişot'un nasıl da çekilemediği, Lost in La Mancha isimli harika bir belgesele dönüştü. Gilliam şimdilerde, filmi tamamlamak gibi yeni bir çılgınlığın peşinde.
Rochefort'un yerine Robert Duvall'ın oynaması, en önemli rollerden birindeki Johnny Depp'in ise projeden çekilmesi , ihtimal dahilinde. Don Kişot'un şimdilik yarım kalmış olmasının en acıklı tarafı, Hollywood dışında da Hollywood koşullarında film çekilebileceğini kanıtlamak isteyen Gilliam'ın, Avrupa'da 30 milyon dolar civarında bir bütçeyi toparlamayı becermiş olması.Haliyle Don Kişot'un başarısı, Gilliam'ın sisteme karşı en büyük zaferi olacaktı. Gerçi 70 yaşında hala teslim olmamış olması da, başlı başına zafer. Dr. Parnassus'da da açıkça göreceğiniz üzere, Gilliam hala 'olmayacak işler'in peşinde zevkle koşturuyor.
Ortaya bazen Brazil, 12 Maymun ya da Vegas'ta korku ve Nefret gibi kusursuz filmler, bazen de Dr. Parnassus gibi kaos örnekleri çıkarıyor. Kesin olan bir şey varsa, o da Kaptan Kaos'un filmlerini takip etmekle Dr. Parnassus'un gösterilerine kombine bilet almak arasında pek bir fark olmadığı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

